ÇOK YAKIN BİR ZAMANDA ; BU ESERİN HİKÂYESİNİ BEN ANLATACAĞIM, SİZ İSE DİNLEYECEKSİNİZ…
Bir gün, yıllarımı ve hayatımın önemli bir bölümünü verdiğim bu sistem çalışmazsa…
Siz en fazla bir hayali kaybedeceksiniz.
Belki içinizden bazıları;
“Zaten olmayacağını düşünüyorduk, sadece nereye kadar gideceğini merak ettik.”
diyecek.
Sonra hayatınıza devam edeceksiniz.
Ben ise yıllarımı, uykusuz gecelerimi, emeğimi, mücadelemi, paramı ve hayatımın önemli bir bölümünü verdiğim bir eserin yükünü taşıyacağım.
Buna razıyım.
Çünkü büyük bir işe başlayan insanın ilk kabul etmesi gereken gerçek şudur:
Başarının garantisi yoktur; fakat denememenin sonucu baştan bellidir.
Ben garanti edilmiş bir sonucun peşinden yürümedim.
İnandığım bir ihtimalin peşinden yürüdüm.
Çünkü tarih boyunca hiçbir büyük eser, daha ilk gün herkes tarafından anlaşılmadı.
İnsanların büyük bölümü önce seyreder.
Bir kısmı bekler.
Bir kısmı şüphe eder.
Bir kısmı, başarısız olduğunuzda haklı çıkmak için sessizce sonucu gözler.
Çok azı ise daha ortada alkışlanacak bir sonuç yokken elini taşın altına koyar.
İşte yol arkadaşı ile seyirci arasındaki fark tam olarak burada başlar.
Ama bu hikâyenin bir de başka ihtimali var.
YA BAŞARIRSAM?
Ya bugün ekran ekran, satır satır, kod kod inşa edilen bu yapı gerçekten çalışırsa?
Ya bugün uzaktan seyredilen şey, yarın binlerce insanın ve işletmenin kullandığı gerçek bir esere dönüşürse?
Ya bugün “bakalım olacak mı?” diye izlediğiniz şey, yarın başkalarının “Bu nasıl başarıldı?” diye sorduğu bir sisteme dönüşürse?
İşte o zaman benim için çok daha ağır bir sorunun cevabı bugünden verilmiş olacak:
Kimler bu eserin gerçekten yapılmasını istedi; kimler yalnızca yapılmış halinin yanında görünmek için sonucunu bekledi?
Çünkü başarı garip bir şeydir.
Başarı gelmeden önce insanın çevresi seyircilerle, başarı geldikten sonra ise hatıralarını yeniden yazmak isteyenlerle dolar.
Oysa tarih, sonradan anlatılanlarla değil; zamanında yapılanlarla yazılır.
Günlerdir, aylardır anlatıyorum.
Çalışıyoruz.
Üretiyoruz.
Yanılıyoruz.
Düzeltiyoruz.
Bazen yeniden başlıyoruz.
Gecenin hangi saatinde olduğuna bakmadan bir parçayı daha ayağa kaldırmaya uğraşıyoruz.
Sonra dönüp arkamıza baktığımızda koskoca bir topluluğun içerisinden 35–40 insanın sessizce “yanındayım” dediğini, birkaç insanın da yapılanları başkalarına ulaştırmak için paylaş tuşuna bastığını görüyoruz.
Yanlış anlaşılmasın.
Mesele bir beğeni değildir.
Bir beğeninin ekonomik değeri yoktur.
Bir paylaşım beni ne zengin eder ne de sistemi tamamlar.
Mesele çok daha derindir:
İNSAN, “YOL ARKADAŞIM” DEDİĞİ İNSANIN YOLUNA NE ZAMAN EŞLİK EDER?
Yol bittikten sonra mı?
Başarı geldikten sonra mı?
Televizyon kameraları açıldıktan sonra mı?
İsimler gazetelere çıktıktan sonra mı?
Yoksa o insan gecenin bir yarısı hâlâ bir sistemi ayağa kaldırmaya çalışırken mi?
Çünkü varış noktasında yanınıza gelen insana yol arkadaşı denmez.
Yol arkadaşı;
tozunu yutandır,
yorulduğunuzda omuz verendir,
henüz ortada alkışlanacak bir sonuç yokken “devam” diyendir.
Gerisi çoğu zaman yolcu bile değildir.
Seyircidir.
Ve seyircinin en büyük konforu şudur:
Hiçbir risk almaz.
Başarısız olursanız, “Ben zaten söylemiştim.” der.
Başarırsanız, “Ben zaten başından beri inanıyordum.” der.
Böylece her iki sonuçta da kendisine haklı çıkacak bir cümle bulur.
Fakat bir şeyi değiştiremez:
O gün nerede durduğunu.
Bazen insanın ruhu yoruluyor.
Bazen yüzlerce insanın arasında bile kendisini yapayalnız hissediyor.
Çünkü yalnızlık her zaman çevrende insan olmaması değildir.
Bazen en büyük yalnızlık, çevrende yüzlerce insan varken yükü hâlâ tek başına taşıdığını fark etmektir.
Ve bugün benim öğrendiğim şeylerden biri de bu oldu:
Ben emeğimin karşılığını yanlış yerde aramışım.
Belki de hata sizde değil, bendeydi.
Ben aynı masada oturmayı yol arkadaşlığı;
aynı grupta bulunmayı aidiyet;
aynı unvanı taşımayı sorumluluk;
sessizce seyretmeyi ise geçici bir tereddüt sandım.
Oysa zaman bana öğretti ki:
Unvan insanı yol arkadaşı yapmaz. Sorumluluk yapar.
Yakınlık sadakat değildir. Davranış sadakattir.
İnanmak bir cümle değildir. Gerektiğinde harekete geçmektir.
Bu nedenle artık sizden paylaşımlarımızı beğenmenizi veya paylaşmanızı istemeyeceğim.
Gerçekten.
İçinizden gelmiyorsa yapmayın.
Çünkü istenerek alınan alkışın da, hatırlatılarak alınan desteğin de benim için artık bir anlamı kalmadı.
Ama bugün sessizce seyredenlerden tek bir ricam var:
BU GÜNLERİ UNUTMAYIN.
Çünkü bir gün bu sistem başarısız olursa;
“Biz zaten tahmin etmiştik.”
demek çok kolay olacak.
Fakat bir gün başarırsa…
Bir gün ulusal veya uluslararası bir televizyon ekranında karşıma oturup;
“Bu hikâye nasıl başladı?”
diye sorduklarında…
Bugünleri de anlatacağım.
İlk satırları…
İlk ekranları…
İlk kodları…
Hataları…
Geceleri…
Defalarca yeniden başlamalarımızı…
Kapalı kapıları…
Bizi durduran teknik sorunları…
Maddi ve manevi bedelleri…
Ve bütün bunların ortasında kimlerin gerçekten omuz verdiğini, kimlerin sessizce beklediğini…
Hatta kimlerin yol arkadaşı olmak yerine zamanla taşınması gereken bir yüke dönüştüğünü de anlatacağım.
Çünkü insanı en fazla yaralayan şey başarısızlık değildir.
Birlikte yürüdüğünü düşündüğü insanların, yolun en ağır bölümünde aslında yürümeyip sırtında taşındığını fark etmesidir.
O gün bu hikâyeyi ilk defa duymayacaksınız.
Çünkü siz zaten her satırına şahit oldunuz.
Aramızdaki tek fark şu olacak:
Ben o hikâyeyi yaşamış olacağım.
Siz ise okumuş olacaksınız.
Ben yine çalışacağım.
Bu gece de.
Yarın da.
Ertesi gün de.
Hayatım boyunca kendime bir cümleyi düstur edindim:
HER ŞEYE RAĞMEN.
Düştüğümde ona tutundum.
Kapılar kapandığında ona tutundum.
İmkânsız denildiğinde ona tutundum.
Şimdi görüyorum ki hayat bana bu yaşımda o cümlenin devamını da öğretiyor.
Artık ona iki kelime daha ekliyorum:
SİZE RAĞMEN.
Bunu öfkeden söylemiyorum.
Birilerini cezalandırmak için de söylemiyorum.
Tam tersine…
İnsanın kendi ayakları üzerinde yürümeyi öğrendiği an, başkalarının onu taşımasını beklemekten vazgeçtiği andır.
Ben de artık beklemiyorum.
Alkış beklemiyorum.
Beğeni beklemiyorum.
Paylaşım beklemiyorum.
“Yanındayız Başkanım” cümlesini de beklemiyorum.
Ben artık yalnızca sonucu bekliyorum.
Ve onun için çalışıyorum.
Çünkü başladığım işi sonucunu görmeden bırakmak benim karakterimde yok.
Ortaya gerçekten bir eser çıkarsa, o eser kendisini zaten anlatacaktır.
Eserin reklama değil, kanıta ihtiyacı vardır.
Sözün alkışa değil, sonuca ihtiyacı vardır.
Vizyonun kalabalığa değil, onu gerçekleştirecek iradeye ihtiyacı vardır.
Ve bir gün geldiğinde herkes aynı hikâyeyi dinleyecek.
Fakat herkes aynı cümleyi kuramayacak:
“BEN DE O HİKÂYENİN BİR PARÇASIYDIM.”
Çünkü tarihin çok seyircisi vardır.
Ama tarihi seyredenler değil, bedelini ödeyerek yapanlar yazar.
Ben hangi tarafta durduğumu seçtim.
Gerisini zaman değil;
ortaya koyacağımız eser ve onun kanıtları gösterecek.
HER ŞEYE RAĞMEN.
SİZE RAĞMEN.
ÇALIŞACAĞIM.
VE MUTLAKA BAŞARACAĞIM !
KİM BİLİR BELKİDE SİZ HAKETMEDİĞİNİZ BU ESERİ BUGÜNE KADAR BANA İNANAN KOREDE BAŞLATMAYI BENDE SİZE MÜJDELİYECEĞİM.
her gün Basında okuyorsunuz ülkenin düştüğü durumu.!
bence bu ilahi söz en doğrusu
insanlar yaşadığı şekilde yönetilirler.!
OYSA,
Milyonlarca insanın umudu
milyonlarca gencin geleceği
milyonlarca kurumun dünyaya açılacağı bu eserin bir yerinden tutmadınız ya.! YAZIK
hadi gidin işinize ve SEYREDİN bakın Kim neyi kaybetmiş.!
Ha yıllarca biz necati beyi bekliyoruz diyenlerede bir kaç sözüm var.
Beklemeyi maharetmi saydınız.!
Bu beklemede bana boş verinde kendinize mesela ne kattınız.!
Ya OKUMAYI bile hem bize hem kendinize çok gördünüz.!
hadi onu boş verin şu anda aktif etmeye hazırlandığımız bu işletim sisteminden ne anladınız.!
siz otobüs beklemeyle bizi beklemeyi karıştırmışsınız.!
sizinde yeriniz bence sizi bu kafa yapısına ikna edenlerin yeridir.
gidin hayatı boyunca sadece beklediği piyangoyu alamayanların ortaya attığı sözlerin sahibi olan iftiracıların yerinde koltuğunuza oturun ve seyredin şimdi .
Bu sözümün muhatapları kendilerini çok iyi bilir.
Yine çok yazdım sanırım!
olsun nasıl olsa okumayacaksınız.
bari kayıtlara geçsin diye ben yazayım!
aslında daha yazacaktım ama size başka müjdelerim var onların gerçekleştirince bahsedeceğim.
Allah sizi, sizin gibilerle haşretsin.!
Necati Bulak
DİP NOT:
Benim paramın olmadığını beyan eden kazmalara bir çift sözüm var.
o zaman bu eserleri bu kadar büyük kitleyi bu kadar büyük markaları yan yana parasız getirebilmek daha büyük BAŞARI kriteri değilmi? daha çok saygıyı hak etmiyor mu yoksa hırsızlıkla yolsuzlukla, kara para aklayanlar gibi haram paralarla bende ortamlara akmamı tercih ederdiniz.!
Çok merak ediyorsanız varlığımı veya yokluğumu 16-23 tarihleri dikkatlice takip edin öyle gizli değil buyurun locada bekleriz….

İlgili Haberler
BENZER HABERLER
-
ARTIK SIRTINIZI YASLAYIN… BIRAKIN DÜNYA BİZİ İZLESİN!
-
TÜM YÖNETİCİLERİMİZE, ÇALIŞMA ARKADAŞLARIMIZA , VE BU ESERİN GELECEĞİNE İNANAN HERKESE AÇIK MESAJIMDIR
-
NBBTC GLOBAL | KURUMSAL BİLGİLENDİRME
-
TÜRKİYE TEŞKİLATINA ÖNEMLİ DUYURU RESMÎ 15 BANKA GÜNLÜK GERİ SAYIM SÜRECİ BAŞLATILMIŞTIR
-
BÜYÜK BİR YOLCULUĞUN EŞİĞİNDE…
-
BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜMÜZ YOLUN BİZE YÜKLEDİĞİ SORUMLULUK
YORUM BIRAK
YORUMLAR
Hiç yorum yapılmamış.


