BÜYÜK BİR YOLCULUĞUN EŞİĞİNDE…
Bir Veda Değil, Bir Ömür Muhasebesi
Nasip olursa yarın, uzun zamandır hazırlıklarını sürdürdüğümüz büyük ve önemli bir yolculuğa çıkıyoruz.
Güney Kore’de dünyanın önde gelen kurumlarıyla gerçekleştirmeyi planladığımız görüşmeler, iş birlikleri ve imza süreçleri, yıllardır üzerinde çalıştığımız ekonomik kalkınma vizyonumuz açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
Diğer taraftan, NBBTC GLOBAL ekosistemimizin aktivasyonu için sunucu altyapısına ilişkin son entegrasyon çalışmalarının tamamlanmasını bekliyoruz. Teknik süreçler başarıyla sonuçlandığında, sizlerle uzun zamandır beklediğimiz güzel haberi paylaşmayı ümit ediyorum.
Ayrıca yurt dışındaki bankamızdan, üzerinde çalıştığımız büyük ortaklığın finansal taahhütleri kapsamında, şahsıma ait finansal varlıkların ve bunlara ilişkin blokaj durumunun teyidini içeren resmî belgeleri bekliyorum. Bu belgelerin tarafıma ulaşmasıyla birlikte önemli bir aşamanın daha açıklığa kavuşmasını temenni ediyorum.
Önümüzde yoğun bir seyahat, önemli görüşmeler ve büyük sorumluluklar var.
Belki bu süreçte sizlerle eskisi kadar sık buluşamayacak, düşüncelerimi ve makalelerimi aynı sıklıkta paylaşamayacağım.
Bu nedenle, yolculuğum öncesinde uzun zamandır zihnimde ve gönlümde taşıdığım bazı düşünceleri sizlerle paylaşmak istedim.
Bugüne kadar çok şey yazdım. Bazen hayallerimi, bazen mücadelelerimi, bazen de insanlara ve hayata dair gözlemlerimi anlattım.

Ama bu kez biraz farklı…
Bu kez ne projelerimden ne makamlarımdan ne de geleceğe ilişkin hedeflerimden söz edeceğim.
Bu kez kendimi anlatacağım.
Doğrularımla, yanlışlarımla, hatalarımla, pişmanlıklarımla ve hayattan öğrendiklerimle…
Bunu bir veda yazısı olarak da okuyabilirsiniz. Ancak benim için asıl anlamı, yeni bir yolculuğa çıkmadan önce insanın kendi vicdanıyla baş başa kalmasıdır.
Çünkü bazen insanın söyleyeceği en önemli söz, başkalarına verdiği bir mesaj değil, kendi hayatına tuttuğu aynadır.
Ve işte o aynada gördüklerim…
**************************************************************
HAYATIMDAKİ TEK KEŞKE…
Bir ömrün ardından kendime tuttuğum ayna
Hayatım boyunca yaptıklarımdan utanarak yaşamadım.
Elbette Rabbime karşı işlediğim günahlarım, bilerek veya bilmeyerek yaptığım hatalarım, vicdanımda muhasebesini verdiğim yanlışlarım oldu.
Öyle hatalar yaptım ki bugün aynı şartlarla karşılaşsam belki de o kararların yanından bile geçmem.
Çünkü ben de insanım.
Birçok kez yanıldım.
Bana asla yakışmayacak davranışlarda bulundum. Bazen yanlış insanlara güvendim, bazen güvenilmesi gereken insanları yeterince anlayamadım. Bazen doğru bildiğim bir yolda dimdik durmaya çalışırken, farkında olmadan yanlış kararların da arkasında durdum.
Bazen haklı olduğuma o kadar inandım ki karşımdakinin de haklı olabileceğini düşünmekte geciktim.
Bazen sabrımın yetmediği yerde öfkem, aklımın önüne geçti. Bazen iyi niyetimin herkeste aynı karşılığı bulacağını zannettim.
Ama hiçbir zaman kusursuz olduğumu iddia etmedim.
Çünkü kusursuzluk iddiasının, insanın kendisini tanımaktan vazgeçtiği yerde başladığına inanıyorum.
Yaptıklarımla övünmeyi de kendime yakıştırmadım.
Başardığım işlerin beni başkalarından üstün kıldığına inanmadım. Sahip olduğum imkânların, tanıdığım insanların veya bulunduğum makamların beni daha değerli bir insan yaptığına hiç inanmadım.
Zamanla öğrendim ki insanın olgunluğu, başarılarını anlatabilmesinden çok, hatalarıyla yüzleşebilmesinde saklıdır.
İnsan, kendisine alkış tutanların arasında değil, vicdanıyla baş başa kaldığında kim olduğunu öğrenir.
BEN FARKLIYIM…
Bunu kendimi başkalarından üstün gördüğüm için söylemiyorum.
Benim farklılığım, kendimi olduğumdan başka göstermeye ihtiyaç duymamamda.
Dikkat ediyorum…
İnsanlar çoğunlukla güzel huylarından, başarılarından, sahip olduklarından ve yaptıkları iyiliklerden söz ediyorlar.
Eksiklerini, yanlışlarını, zaaflarını ve pişmanlıklarını ise mümkün olduğunca gizlemeye çalışıyorlar.
Hatta bazen gerçek kişiliklerinin anlaşılmaması için bulundukları ortama, karşılarındaki insanın makamına veya elde etmeyi umdukları menfaate göre farklı yüzler taşıyorlar.
Bir makama başka, bir servete başka, sıradan bir insana bambaşka davranıyorlar.
Ben bunu yapmamaya çalıştım.
Çünkü insanın kendisini olduğundan farklı göstermesi, bir süre sonra kendi gerçeğine bile yabancılaşmasına neden olur.
Hayatım boyunca dünyanın farklı ülkelerinden devlet adamlarıyla, önemli iş insanlarıyla, yatırımcılarla, bilim insanlarıyla ve uluslararası kuruluşların temsilcileriyle aynı masalarda oturdum. Büyük projeler konuştum, önemli insanlarla dostluklar kurdum.
Ama aynı zamanda bir çaycıyla saatlerce sohbet etmekten, bir şoförle aynı sofraya oturmaktan, bir işçinin derdini dinlemekten, bir çiftçinin elini sıkmaktan da mutluluk duydum.
Bazı insanlar bunu anlamakta zorlandılar.
Nasıl olur da uluslararası projeler geliştiren, önemli insanlarla görüşen biri, hiçbir makamı veya serveti olmayan insanlarla da aynı samimiyetle konuşabilir?
Oysa benim anlayamadığım tam da bunun neden şaşırtıcı bulunduğudur.
Bir insanın makamı yüksek olabilir; fakat bu, onun insanlık bakımından başkalarından daha yüksek olduğu anlamına gelmez.
Bir çaycının hayat tecrübesinden öğreneceğim şey, bazen bir üniversite kürsüsünde anlatılanlardan daha kıymetli olabilir.
Bir şoförün dürüstlüğü, bir yöneticinin bütün unvanlarından daha anlamlı olabilir.
Bir çiftçinin alın terinde, bir işçinin nasırlı ellerinde, bir annenin duasında veya bir yetimin tebessümünde, dünyanın bütün makamlarının veremeyeceği bir değer bulunabilir.
Ben insanları unvanlarına göre değil, insanlıklarına göre tanımayı tercih ettim.
Çünkü bugün başkan diye hitap edilen insan da yarın toprağın altında yalnızca bir kul olacaktır.
KİBİR, İNSANIN KENDİ HAKİKATİNDEN UZAKLAŞMASIDIR
Ben eksiklerimi saklamakla uğraşmam.
Elbette onları düzeltmeye, yanlışlarımdan arınmaya ve daha iyi bir insan olmaya çalışırım. Fakat kusurlarımı başkalarının gözünden gizlemek için kendime sahte bir kişilik inşa etmem.
Zira ben de aciz bir kulum.
İnsan olmanın bütün zaaflarını, sınırlarını ve sorumluluklarını taşıyorum.
Kibir ile vakar arasındaki farkı da hayat bana zamanla öğretti.
Vakar, insanın kendi değerini bilmesidir.
Kibir ise başkalarının değerini küçümseyerek kendisini büyütmeye çalışmasıdır.
İnsanın dik durması başka, kendisini herkesten üstün görmesi başkadır.
Hele ki Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın, inancıyla davranışları arasında böylesine büyük bir çelişki bulunmasını kabullenmekte zorlanıyorum.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin.”
İsrâ Suresi, 37. ayet
Ne kadar anlamlı bir uyarı…
İnsanoğlu bazen sahip olduğu küçük bir yetkiyle, birkaç unvanla veya geçici bir servetle kendisini olduğundan büyük görmeye başlayabiliyor.
Oysa dünyaya gelirken hiçbir şey getirmedik.
Giderken de yanımızda makamlarımızı, servetimizi, alkışlarımızı veya unvanlarımızı götüremeyeceğiz.
Geriye bıraktığımız iyilikler, üzerimizde kalan haklar, dokunduğumuz hayatlar ve yaptıklarımızın hesabı kalacak.
Bu nedenle benim için Müslümanlık yalnızca bir kimlik beyanı değildir.
Dürüstlük, tevazu, adalet, merhamet ve kul hakkına riayet etmeyi gerektiren bir sorumluluktur.
Dindar görünmekle dinin ahlakını yaşayabilmek arasındaki farkın farkında olmak gerekir.
Ve bütün bunları söylerken kendimi bu ölçülerin üzerinde görmüyorum.
Aksine, önce kendime hatırlatıyorum.
HAYAT BAZEN BİZE EN BÜYÜK DERSİ, EN KISA CÜMLEYLE VERİR
Bir mezar taşına atfedilen şu söz beni her düşündüğümde derinden etkiler:
“Hayatın bu kadar kısa olduğunu bilseydim, hiçbir şeyi bu kadar uzatmazdım.”
Ne kadar sade, ne kadar derin bir muhasebe…
Gerçekten de hayatımız boyunca neleri uzatıyoruz?
Kırgınlıklarımızı…
Küskünlüklerimizi…
Haklı çıkma mücadelelerimizi…
Gururumuzu…
Bazen bir özrü, bazen bir teşekkürü, bazen de içimizden geldiği hâlde söyleyemediğimiz bir sevgi sözünü…
Birbirimizi anlamak yerine birbirimize kendimizi anlatmaya çalışırken yıllarımız geçiyor.
Oysa zaman, insanın sahip olduğu en kıymetli ve geri alınamayan sermayedir.
Bugün çok önemli görünen nice mesele, birkaç yıl sonra hatırlanmaya bile değmeyecek kadar önemsizleşiyor.
Ama o meseleler yüzünden kırdığımız bir kalbin, kaybettiğimiz bir dostluğun veya ertelediğimiz bir iyiliğin izi kalabiliyor.
İnsan bazen hayatın ne kadar kısa olduğunu ancak geride kalan yılları saymaya başladığında anlıyor.
GEÇMİŞİMLE BARIŞTIM, AMA HATALARIMI UNUTMADIM
Geçmişimi ne inkâr ettim ne de olduğundan güzel göstermeye çalıştım.
Çünkü insanın geçmişi yalnızca başarılarından oluşmaz.
Yanlış kararlar, başarısızlıklar, kayıplar, hayal kırıklıkları, yanlış anlaşılmalar ve bazen de başkalarına verdiğimiz zararlar bu hikâyenin birer parçasıdır.
Ben hayatımın yalnızca güzel sayfalarını sahiplenirsem, diğer sayfalarda yaşadıklarımdan nasıl ders çıkarabilirim?
Bazen doğru bir niyetle yanlış bir iş yaptım.
Bazen yanlış bir kararın bana doğru bir ders öğrettiğini gördüm.
Bazen kaybettiğimi düşündüğüm şeyin, aslında beni daha büyük bir yanlıştan koruduğunu yıllar sonra fark ettim.
Bazen de bütün iyi niyetime rağmen bir insanın hayatına istediğim güzelliği katamadım.
Bunları kabullenmek kolay olmadı.
Ama zamanla öğrendim:
Her başarının bir sorumluluğu vardır.
Her hatanın öğretmek istediği bir ders vardır.
Her kayıp, insanın kendisiyle yeniden yüzleşmesine vesile olabilir.
Her hayal kırıklığı, beklentilerimizi ve insanlara bakışımızı yeniden değerlendirmemizi sağlayabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapıyorum.
Bir hatadan ders çıkarmak, o hatanın sonuçlarından muaf olmak değildir.
Birini kırdıysam özür dilemeyi, bir hakkı ihlal ettiysem telafi etmeyi, bir yanlış yaptıysam sorumluluğunu üstlenmeyi de öğrenmem gerekir.
Çünkü gerçek pişmanlık yalnızca üzülmekle değil, mümkün olduğunca düzeltmekle anlam kazanır.
VE BENİM HAYATIMDA TEK BİR KEŞKE VAR…
Bugün geriye dönüp baktığımda, bütün yaşadıklarımın arasında beni en fazla düşündüren bir mesele var.
Yaptıklarım değil…
Yapabileceğim hâlde yapmadıklarım.
Belki daha fazla insana ulaşabilirdim.
Belki bir gencin elinden tutabilir, bir ailenin geçimine katkıda bulunabilir, bir çocuğun eğitimine destek olabilir, bir insanın hayatında küçücük de olsa güzel bir iz bırakabilirdim.
Belki bazı hayallerimi daha erken gerçekleştirmeye çalışmalıydım.
Belki başarısız olmaktan korkmadan daha fazla kapıyı çalmalı, daha fazla sorumluluk üstlenmeli, daha fazla insanın hayatına dokunmalıydım.
Belki de en önemlisi, sevdiklerime daha fazla zaman ayırmalıydım.
Bazen çalışmayı, mücadeleyi, sorumlulukları ve geleceğe ilişkin planları o kadar önemsedim ki bugünün içindeki küçük mutlulukları yeterince göremedim.
Bir dostun hâlini sormayı erteledim.
Bir yakınıma ayırabileceğim zamanı başka bir işe harcadım.
Bazen içimden geçen güzel bir sözü söylemekte geciktim.
Bazen bir iyiliği yarına bıraktım.
İşte bugün düşündüğümde beni asıl hüzünlendiren bunlar.
Çünkü insan yaptığı bir yanlışı fark edebilir, özür dileyebilir, mümkünse telafi edebilir.
Ama geçip gitmiş bir zamanı geri getiremez.
Kaybedilmiş her fırsat yeniden doğmaz.
Her insan ikinci kez karşımıza çıkmaz.
Her iyiliğin yarını olmayabilir.
Ve her sevdiğimize, onu ne kadar sevdiğimizi söylemek için sonsuz zamanımız yoktur.
ARTIK HAYATA BAŞKA BİR YERDEN BAKIYORUM
Bugün hayatımın geldiği noktada ne geçmişimin esiri olmak istiyorum ne de başarılarımın gölgesinde yaşamak.
İnsanların beni nasıl gördüklerinden çok, kendi vicdanımla nasıl yüzleştiğime önem veriyorum.
Bir insanın hakkımda ne düşündüğünü kontrol edemem.
Ama o insana nasıl davrandığımdan sorumluyum.
Herkesi memnun edemem.
Ama kimseyi bilerek incitmemeye gayret edebilirim.
Her hayalimi gerçekleştiremeyebilirim.
Ama elimden geleni yapmadan vazgeçmemeyi seçebilirim.
Herkesin sevgisini kazanamam.
Ama kendi kalbimde kin ve kibir büyütmemeye çalışabilirim.
İnsanların bana karşı vefalı olup olmayacağını bilemem.
Ama ben kendi vefamdan sorumluyum.
Bütün bunları hayat bana kolay öğretmedi.
Bazen bedel ödedim, bazen kaybettim, bazen yalnız kaldım.
Yine de bugün geçmişe baktığımda yaşadıklarımın beni getirdiği noktayı inkâr etmiyorum.
Çünkü ben artık hayatı bir başkasına kendimi ispat etme mücadelesi olarak görmüyorum.
Benim mücadelem, kalan ömrümü daha anlamlı yaşayabilmek.
Rabbime karşı sorumluluklarımı daha iyi yerine getirebilmek.
İnsanlara faydalı olabilmek.
Kırdığım kalpler varsa onarabilmek.
Üzerimde haklar varsa ödeyebilmek.
Ve henüz fırsatım varken yapabileceğim iyilikleri ertelememek.
SON SÖZ…
Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız.
Arkamızdan kimileri güzel sözler söyleyecek, kimileri bizi eleştirecek, kimileri de zamanla unutacak.
Belki yıllarca uğruna mücadele ettiğimiz meseleler, bizden sonra birkaç cümleyle anlatılacak.
Belki çok önem verdiğimiz makamların yerini başkaları alacak.
Ama bir insanın hayatında bıraktığımız güzel bir iz, bizim adımız unutulsa bile yaşamaya devam edebilir.
İşte ben geriye böyle bir iz bırakabilmeyi önemsiyorum.
Bugün kendime sorduğum soru artık yalnızca “Hayatta neler başardım?” değil.
“Bana verilen ömürle, imkânlarla, akılla ve vicdanla daha neler yapabilirdim; bugün hâlâ neler yapabilirim?”
Çünkü henüz nefes alıyorsam, hâlâ bir şeyleri düzeltme, öğrenme, üretme, sevme ve iyilik yapma imkânım var demektir.
Rabbimden dileğim; geçmişimin hatalarını görebilecek basireti, onları telafi edebilecek iradeyi ve kalan ömrümü hayırlı işlerle değerlendirebilecek fırsatları bana nasip etmesidir.
Ben yaptıklarımı hayatımın tecrübesi, yapamadıklarımı ise kalan ömrümün sorumluluğu olarak görüyorum.
Ve artık çok iyi biliyorum:
İnsanın hayatındaki en büyük keşke, her zaman yaptığı yanlışlar değildir. Bazen yapabileceği bir iyiliği ertelemesi, söyleyebileceği güzel bir sözü içine gömmesi ve gerçekleştirebileceği bir hayali hiç denemeden bırakmasıdır.
Öyleyse henüz vakit varken…
Seviyorsak söyleyelim.
Kırdıysak onaralım.
Haksızlık yaptıysak telafi edelim.
Yardım edebiliyorsak edelim.
Bir hayalimiz varsa, imkânlarımız ölçüsünde peşinden gidelim.
Çünkü ömrün ne kadar süreceğini bilmiyoruz.
Ve ben bir gün bu dünyadan ayrılırken, geride bıraktığım hayata bakıp “Keşke biraz daha cesaret etseydim, biraz daha iyilik yapsaydım, biraz daha insanın hayatına dokunsaydım” demek istemiyorum.
Dr. Necati Bulak
BENZER HABERLER
-
ARTIK SIRTINIZI YASLAYIN… BIRAKIN DÜNYA BİZİ İZLESİN!
-
TÜM YÖNETİCİLERİMİZE, ÇALIŞMA ARKADAŞLARIMIZA , VE BU ESERİN GELECEĞİNE İNANAN HERKESE AÇIK MESAJIMDIR
-
NBBTC GLOBAL | KURUMSAL BİLGİLENDİRME
-
TÜRKİYE TEŞKİLATINA ÖNEMLİ DUYURU RESMÎ 15 BANKA GÜNLÜK GERİ SAYIM SÜRECİ BAŞLATILMIŞTIR
-
BÜYÜK BİR YOLCULUĞUN EŞİĞİNDE…
-
BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜMÜZ YOLUN BİZE YÜKLEDİĞİ SORUMLULUK
YORUM BIRAK
YORUMLAR
Hiç yorum yapılmamış.


