BU DEFA SÖZ DEĞİL, SESSİZLİK VAKTİ

Gündem - Ağustos 21, 2026 6:08 am A A

Cuma Mesajı

Bazen insan konuşur, anlaşılmak için…
Bazen anlatır, birlikte yürümek için…
Bazen de yıllarca emek verdiği bir düşünceyi paylaşır; belki bir kişi görür, bir kişi sahip çıkar, bir kişi “Burada ülkem adına önemli bir şey var” diye düşünür diye…
Fakat bir noktadan sonra insan kendisine şu soruyu sormak zorunda kalıyor:
Ben neden hâlâ anlatıyorum?
Sosyal medya hesabımı kapattığımda, “Neden kapattınız?” diyenler oldu.
Yeni bir hesap açtım.
Bir grup oluşturdum.
Sonra belki de yapılmaması gerekeni yaptım.
Yıllarımı verdiğim bir işletim sisteminin yalnızca fikirlerini değil, bir fazına ait yaklaşık 150 dosyalık çalışma birikimini insanların önüne koydum.
Bunun benim açımdan ne kadar büyük bir risk olduğunu bilen bilir.
Çünkü bugün dünyada fikir değerlidir.

Algoritma değerlidir.
Model değerlidir.
Yıllarca üzerinde çalışılmış sistem mimarisi değerlidir.
Bazen bir insanın yıllarını verdiği düşüncenin bir parçası, başka birinin önüne hazır bir yol haritası olarak düşebilir.
Ben buna rağmen paylaştım.
778957994 122113629825397946 5935971527653841716 n
Neden?
Kendimi göstermek için değil.
“Bakın ne yaptım” demek için hiç değil.
Belki bu ülkede birileri görür diye…
Belki iş insanları görür.
Belki akademisyenler görür.
Belki bürokratlar görür.
Belki karar vericiler görür.
Belki de bizim kendi arkadaşlarımız, yöneticilerimiz, yol arkadaşlarımız görür ve en azından:
“Burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir çalışma var.”
der diye düşündüm.
Ama olmadı.
Yaklaşık 150 dosya yayınlandı.
Ne ciddi bir tartışma oluştu,
ne anlamlı bir sorgulama,
ne beklediğim ölçüde paylaşım,
ne de “Bu sistem nedir, nereye gidiyor?” diye gerçek bir merak…
Elbette 14–15 dostumuzun ilgisini, emeğini ve desteğini görmezden gelemem. Onlara ayrıca teşekkür ediyorum.
Fakat mesele zaten sayı değildir.
Mesele zihniyettir.
Çünkü bugün bir insan çıkıp:
“Ben ülkem için büyük bir kalkınma ve ticaret sistemi üzerinde çalışıyorum. 81 ilde yapılanmaya sahibim. Dünyanın 119 ülkesinde organizasyon kuruyorum. Yıllardır bunun teknolojisini, ticaret modelini, finansını, hukukunu ve insan kaynağını çalışıyorum.”
diyorsa…
Ben devlet yöneticisi olsam önce şu soruyu sorardım:
“Nedir bu adamın anlattığı? Çağıralım, dinleyelim.”
Doğru mu, yanlış mı?
Uygulanabilir mi, değil mi?
Eksikleri nelerdir?
Gerçekten ülkeye fayda sağlayabilecek bir tarafı var mı?
Bunların hepsi tartışılabilir.
Hatta sonunda:
“Bu proje uygulanabilir değildir.”
de denilebilir.
Buna da saygı duyarım.
Ama önce bakmak gerekir.
Önce dinlemek gerekir.
Önce anlamaya çalışmak gerekir.
Daha acısı ise insanın kendi oluşturduğu teşkilatın içerisinde bile aynı sessizlikle karşılaşmasıdır.
81 ilde yapılanmadan söz ediyoruz.
119 ülkede bir organizasyon hedefinden söz ediyoruz.
Böylesine büyük bir iddianın çevresinde bulunan insanların görevi yalnızca yarın imkânlar oluştuğunda o imkânlardan faydalanmak olmamalıdır.
Bir yapının nimetine ortak olmak isteyen, yüküne de omuz vermelidir.
Henüz ortada dağıtılacak imkânlar yokken kim yanınızda?
Henüz makamlar, bütçeler, projeler ve ekonomik fırsatlar oluşmamışken kim mücadele ediyor?
Henüz yol asfalt değilken kim sizinle yürüyor?
Asıl yol arkadaşlığı burada belli olur.
Bugün çok değer verdiğim bir dostum bana kızdı.
“Bu kadar bilgiyi neden sosyal medyada paylaşıyorsun?” dedi.
“Neden yıllarca üzerinde çalıştığın sistemin ayrıntılarını insanların önüne koyuyorsun?”
Sonra çok ağır ama üzerinde düşünülmesi gereken bir şey söyledi:
“İnsanlar senin ne ürettiğinle ilgilenmiyor. Belki yarın 81 ili aktive eder, büyük ekonomik imkânlar oluşturur ve milyonlar dağıtırsan seni alkışlarlar. Ama bugün senin fikrine, emeğine ve mücadelene sahip çıkmayanlara neden sisteminin kapılarını açıyorsun?”
İtiraz etmek istedim.
Edemedim.
Çünkü insan bazen kendisini eleştiren dostunun sözlerinde görmek istemediği bir gerçeği görür.
Bu ülkenin en büyük meselelerinden biri belki de budur:
Başarı ortaya çıkmadan önce üreten insanı yalnız bırakmak; başarı ortaya çıktıktan sonra onun etrafında kalabalık oluşturmak.
Oysa büyük işler böyle kurulmaz.
Bir ülke yalnız sermayeyle kalkınmaz.
Fikirle kalkınır.
Bilgiyle kalkınır.
Üretimle kalkınır.
Cesaretle kalkınır.
Ve en önemlisi, üreten insanına sahip çıkarak kalkınır.
Ben yıllardır anlatıyorum.
Yazıyorum.
Projeler hazırlıyorum.
Dosyalar yayınlıyorum.
Bazen gecenin bir yarısında, bazen sabaha karşı hâlâ çalışıyorum.
Çünkü hâlâ bu ülkenin insanına, gençlerine, girişimcilerine, üreticilerine ve geleceğine dair bir umudum var.
Ama umut başka şeydir, tedbirsizlik başka.
Bir noktadan sonra insan emeğini korumak zorundadır.
Fikrini korumak zorundadır.
Sistemini korumak zorundadır.
Çünkü Allah insana akıl vermişse, o aklı kullanmak da sorumluluktur.
Bugünden sonra bu nedenle farklı bir yol izleyeceğim.
NBBTC‘nin sistem mimarisi, algoritmaları, işletim modeli, stratejik planları ve kritik proje detayları artık sosyal medyada açık biçimde paylaşılmayacaktır.
Bundan sonra sosyal medya üzerinden sürekli kendimizi anlatmaya çalışmayacağız.
İkna etmek için uğraşmayacağız.
“Bakın burada bir şey yapıyoruz” diye kimsenin dikkatini çekmeye çalışmayacağız.
Çünkü artık anlatma safhasının sonuna geldik.
Bundan sonrası çalışma, uygulama ve sonuç üretme dönemidir.
Kim gerçekten merak ediyorsa gelir, sorar.
Kim gerçekten inanıyorsa araştırır.
Kim gerçekten birlikte yürümek istiyorsa sorumluluk alır.
Kim yalnız sonuç ortaya çıktığında gelmek istiyorsa, o gün geldiğinde şartları bugünkünden farklı bulabilir.
Bu bir kırgınlık değildir.
Bu bir tehdit hiç değildir.
Bu sadece yılların sonunda verilmiş bir yönetim kararıdır.
Ve ayrılan bazı arkadaşlarımızın söylediği sözleri bugün yeniden düşünüyorum.
Belki bazı konularda onları haksız bulduk.
Belki bazı eleştirilerine kızdık.
Ama zaman geçtikçe insan şunu da kabul etmek zorunda kalıyor:
Bazı uyarılar hoşumuza gitmese de doğru olabilir.
Bundan sonra enerjimizi sosyal medyada görünmeye değil, sistemimizi hayata geçirmeye harcayacağız.
Dosyalarımızı beğendirmek yerine projelerimizi çalıştıracağız.
Alkış aramak yerine sonuç üreteceğiz.
Paylaşım sayısını değil, gerçekleşen ticareti konuşacağız.
Yorumları değil, kurulan işletmeleri konuşacağız.
Takipçileri değil, istihdam edilen insanları konuşacağız.
Ve bir gün gerçekten başarabilirsek…
O gün bugün anlattıklarımızı yeniden anlatmamıza zaten gerek kalmayacak.
Çünkü çalışan bir sistem, binlerce sayfalık açıklamadan daha güçlü konuşur.
Cuma günü vesilesiyle kendime de bir hatırlatmada bulunuyorum:
İnsan elinden geleni yapar.
Çalışır.
Tedbirini alır.
Kapıları çalar.
İnsanlara anlatır.
Ama hiçbir kapıyı sonsuza kadar çalmak zorunda değildir.
Bir kapı açılmıyorsa bazen yapılması gereken, o kapının önünde ömür tüketmek değil; başka bir yerde kendi kapını inşa etmektir.
Ben ülkeme küsmüyorum.
İnsanımıza da küsmüyorum.
Ama artık emeğimi, fikrimi ve yıllarımı korumayı öğreniyorum.
Bundan sonra daha az konuşacağız.
Daha az paylaşacağız.
Daha çok çalışacağız.
Ve mümkünse artık kendimizi sözlerimizle değil, ortaya koyduğumuz sonuçlarla anlatacağız.
Bunca zamandır gerçekten okuyan, sorgulayan, paylaşan, eleştiren, katkı sunan ve hiçbir karşılık beklemeden yanımızda duran az sayıdaki dostuma ise gönülden teşekkür ediyorum.
Kalabalık olmak başka şeydir.
Yol arkadaşı olmak başka.
Rabbim bu mübarek cuma günü hepimize doğruyu görebilecek feraset, doğru insanlarla yürüyebilecek basiret ve başladığımız hayırlı işleri tamamlayabilecek güç nasip etsin.
Hayırlı Cumalar.
653af90c 6fe6 4fe1 97dd 81c0ae466783
resim yükle
Gündem - 6:08 am A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.