Pazar Sohbeti ”HAKİKAT GECİKİR, AMA ASLA KAYBETMEZ”

Yazarlar - Temmuz 5, 2026 1:36 pm A A

İnsanlık tarihi boyunca savaşlar yaşandı, şehirler yıkıldı, medeniyetler değişti. Ancak insanı en derinden yaralayan şeylerin başında ne silah geldi ne de güç… En büyük yıkımlardan biri, çoğu zaman tek bir sözle başladı.

O söz, bazen bir yalandı.
Bazen de masum bir insanın hayatına sürülen acımasız bir iftira…
Çünkü yalan, sadece gerçeğin karşıtı değildir; güvenin düşmanıdır. İftira ise yalnızca bir söz değil, bir insanın emeğine, onuruna, ailesine ve geleceğine yöneltilmiş görünmez bir saldırıdır.
Ne yazık ki yaşadığımız çağda bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça, doğru bilgiye ulaşmak zorlaştı.
Sosyal medya ve dijital platformlar sayesinde bir yalan, gerçeğin aylarca kat edemeyeceği mesafeyi birkaç saniyede alabiliyor.
Araştırmadan inanmak, doğrulamadan paylaşmak ve dinlemeden hüküm vermek, çağımızın en büyük ahlaki sorunlarından biri hâline geldi.
Peki insan neden yalan söyler?
Kimi çıkarını korumak için…
Kimi başarısızlığını gizlemek için…
Kimi kıskandığını küçük göstermek için…
Kimi ise sahip olamadığını itibarsızlaştırarak kendini büyük gösterebilmek için…
Fakat unutulan bir gerçek vardır:
**Yalan, insanı güçlü göstermez. Sadece karakterindeki zayıflığı geçici olarak gizler.**
İftira ise bundan çok daha ağırdır.
Çünkü yalan çoğu zaman sahibini ilgilendirirken, iftira masum bir insanın hayatına dokunur.
Bir iftira; yılların emeğini gölgeleyebilir, dostlukları bitirebilir, aileleri parçalayabilir, insanların umutlarını tüketebilir.
Gerçek ortaya çıktığında ise çoğu zaman kaybedilen zaman, kırılan güven ve yaşanan acılar geri getirilemez.
Kur’an-ı Kerim, doğruluğu sadece güzel bir ahlak olarak değil, imanın ayrılmaz bir parçası olarak görür:
*”Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”* (Tevbe, 9:119)
Peygamber Efendimiz (sav) ise şöyle buyurmuştur:
*”Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Yalan ise kötülüğe, kötülük de ateşe götürür.”*
Bu nedenle yalan, yalnızca söylenen yanlış bir söz değildir.
Adaletin temelini sarsan, güveni tüketen ve toplumun vicdanını yaralayan sessiz bir zehirdir.
Tarih boyunca nice insanlar iftiraya uğradı. Nice dürüst insanlar, hak etmedikleri suçlamalarla karşı karşıya kaldı.
Fakat tarih bize bir gerçeği tekrar tekrar gösterdi:
**Hakikat bazen gecikir, ama asla kaybetmez.**
Yalan, kısa vadede alkış toplayabilir.
İftira, bir süre insanların zihnini meşgul edebilir.
Hatta bazı dönemlerde yalancılar kazanmış gibi de görünebilir.
Fakat hakikatin en büyük gücü, zamana ihtiyaç duymasıdır. Çünkü gerçek değişmez; yalnızca ortaya çıkacağı günü bekler.
Belki insanlar aldanabilir.
Belki mahkemeler yanılabilir.
Belki kalabalıklar yanlışın peşinden gidebilir.
Fakat hiçbir vicdan sonsuza kadar susturulamaz ve hiçbiri ilahi adalet tarafından unutulmaz..
Bu yüzden doğruluktan ayrılmamak, sadece ahlaki bir tercih değil; insanın kendisine, Rabbine ve topluma karşı taşıdığı en büyük sorumluluklardan biridir.
Unutulmamalıdır ki; bir insanın serveti elinden alınabilir, makamı kaybolabilir, itibarı iftiralarla sarsılabilir. Ama dürüstlüğü ve karakteri, başkalarının yalanlarıyla kirletilemez.
Çünkü karakter, insanların söyledikleriyle değil; insanın yaşadığı hakikatle şekillenir.
Bugün hepimize düşen görev;
duyduğumuz her sözü doğru kabul etmek değil, araştırmak;
öfkeyle hüküm vermek değil, adaletle düşünmek;
iftiraya ortak olmak değil, hakikatin yanında durmaktır.
Çünkü bir gün hepimiz söylediklerimizden de sustuklarımızdan da sorguya çekileceğiz.
Ve o gün ne kalabalıkların alkışı, ne makamların gücü, ne de kurulan yalanlar fayda sağlayacaktır.
Geriye yalnızca hakikat kalacaktır.

Çünkü hakikat gecikebilir…

Ama asla kaybetmez.

Dr.Necati Bulak

resim yükle
Yazarlar - 1:36 pm A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.