”SAYGIDEĞER DEVLET YETKİLİLERİ”
SAYGIDEĞER DEVLET YETKİLİLERİ,
Türkiye’nin Kaynağı Var,
Mesele Onu Üretime Dönüştürecek Sistemi Kurmak
Türkiye’nin sorunlarını yıllardır konuşuyoruz.
Enflasyon diyoruz.
İşsizlik diyoruz.
Gençlerin gelecek kaygısı diyoruz.
Çiftçinin üretimden uzaklaşmasını konuşuyoruz.
KOBİ’nin finansmana erişememesini, sanayicinin yüksek maliyetlerini, ihracatçının pazar bulma sorununu tartışıyoruz.
Rakamlar da bize önemli şeyler söylüyor.
2026 yılının ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yıllık yüzde 2,5 büyüdü. Ancak aynı dönemde sanayi yüzde 0,8 daraldı ve net ihracat büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti. Haziran 2026 itibarıyla yıllık enflasyon hâlâ yüzde 32,11 seviyesinde.
Haziran ayında işsizlik oranı yüzde 7,6 olarak açıklansa da istihdam oranımız yüzde 48,9, işgücüne katılım oranımız ise yüzde 52,9 seviyesinde. Yani yalnızca açıklanan işsizlik rakamına bakarak Türkiye’nin istihdam meselesini çözüldü kabul edemeyiz.
Üstelik gençler açısından mesele daha önemlidir. 2026’nın ilk çeyreğinde 15–24 yaş grubunda genç işsizlik oranı yüzde 15,2 olarak ölçülmüştür.
Ben bugün eleştirmek için değil, bir soru sormak için yazıyorum:
Ben devlet olsam ne yapardım?
Ve ardından devlete de aynı soruyu soruyorum:
Proje aramıyor musunuz?
Alın size proje.
İstihdam modeli mi arıyorsunuz?
Alın size istihdam modeli.
Tarım reformu mu arıyorsunuz?
Alın size üretim planlaması.
KOBİ’yi ayağa kaldıracak sistem mi arıyorsunuz?
Alın size KOBİ kalkınma modeli.
İhracatı artırmak mı istiyorsunuz?
Alın size üreticiyi dünya pazarına bağlayacak ticaret ağı.
Mesele yeni bir slogan bulmak değil.
Mesele Türkiye’nin sahip olduğu insanı, toprağı, fabrikayı, üniversiteyi, KOBİ’yi, sermayeyi ve dünya pazarlarını aynı ekonomik mimarinin içerisinde çalıştırabilmektir.
BEN DEVLET OLSAM ÖNCE İŞSİZLİĞİ DEĞİL, İŞ ÜRETME SİSTEMİNİ DEĞİŞTİRİRDİM
Bir ülkede milyonlarca insan iş arıyorsa çözüm yalnızca daha fazla kamu personeli almak değildir.
Devletin görevi herkesin işvereni olmak değil, iş üretecek ekonomik zemini kurmaktır.
Ben devlet olsam Türkiye’nin 81 ilini ve 957 ilçesini tek merkezden aynı reçeteyle yönetmeye çalışmazdım.
Her ilin ekonomik envanterini çıkarırdım:
Ne üretebilir?
Hangi ürününde rekabet avantajı vardır?
Kaç KOBİ’si vardır?
Kaç genci iş beklemektedir?
Hangi fabrikaların kapasitesi boştur?
Hangi tarım arazileri yeterince kullanılmamaktadır?
Hangi ürünleri ithal ediyoruz ama Türkiye’de üretebiliriz?
Hangi ürünleri üretiyoruz fakat dünya pazarına yeterince satamıyoruz?
Sonra insanı işe değil, işi insana götüren bir sistem kurardım.
Bizim uzun süredir üzerinde çalıştığımız istihdam havuzu ve bölgesel kalkınma modellerinin temel mantığı tam olarak budur.
İşsiz insanı kayıt altına al.
Yeteneğini belirle.
Eğit.
Sertifikalandır.
KOBİ’nin ihtiyacıyla eşleştir.
Üretime bağla.
Üretilen malın pazarını oluştur.
Ve bu zinciri dijital olarak takip et.
İstihdam böyle kalıcı hale gelir.
BEN DEVLET OLSAM TARIMI DESTEKLEME POLİTİKASINDAN ÜRETİM SİSTEMİNE GEÇİRİRDİM
Türkiye’nin tarımdaki temel meselesi yalnızca çiftçiye ne kadar destek verildiği değildir.
Asıl mesele şudur:
Neyi, nerede, ne kadar, hangi maliyetle, kimin için üretiyoruz?
Çiftçi tohumu toprağa atarken ürününü kime satacağını bilmiyorsa orada planlama eksiktir.
Bir yıl para eden ürün ertesi yıl herkes tarafından ekiliyor ve fiyat çöküyorsa orada sistem eksiktir.
Ürün tarlada ucuzken şehirde pahalıysa orada lojistik ve aracılık sistemi yeniden düşünülmelidir.
Ben devlet olsam her tarım havzasını dijital olarak planlardım.
Toprak analizi yapılmadan üretim kararı verilmezdi.
Su kapasitesi hesaplanmadan ürün deseni oluşturulmazdı.
İç tüketim ihtiyacı bilinmeden ekim planlaması yapılmazdı.
İhracat pazarı bulunmadan üreticiye ihracat ürünü ektirilmezdi.
Bizim Sözleşmeli Çiftçi Modelimizin temel düşüncesi de budur:
Önce pazar, sonra planlama, sonra üretim.
Çiftçiye yalnızca kredi vermek yerine;
ürün garantisi,
girdi planlaması,
sigorta,
teknoloji,
soğuk zincir,
depolama,
lojistik,
finansman
ve ihracat pazarı birlikte sunulmalıdır.
Böyle yapıldığında tarım sosyal yardım alanı olmaktan çıkar, yeniden büyük bir ekonomik sektör haline gelir.
BEN DEVLET OLSAM KOBİ’YE “KREDİ ÇEK” DEMEZDİM, “SANA PAZAR BULUYORUM” DERDİM
Türkiye’nin yüz binlerce KOBİ’sinin problemi sadece para değildir.
Çoğu zaman asıl problem pazardır.
Siparişi olan fabrikaya finansman bulunabilir.
Müşterisi olan üretici yatırım yapabilir.
İhracat bağlantısı bulunan KOBİ çalışan alabilir.
O halde denklem tersinden kurulmalıdır.
Önce doğrulanmış talep.
Sonra doğru üretici.
Sonra finansman.
Sonra üretim.
Sonra lojistik.
Sonra tahsilat.
Bizim TradeOS ve Country Gateway modellerinde kurmaya çalıştığımız mantık tam olarak budur.
Türkiye’deki bir KOBİ’yi sisteme al.
Kapasitesini doğrula.
Ürününü tanımla.
Belgelerini doğrula.
Ticari hedefini belirle.
Sonra onu Kore’deki, Afrika’daki, Avrupa’daki, Orta Doğu’daki gerçek taleple eşleştir.
İhracatı tesadüf olmaktan çıkarıp işleyen bir mekanizmaya dönüştür.
BEN DEVLET OLSAM 81 İLİ AYRI AYRI KALKINDIRIRDIM
Diyarbakır’ın ihtiyacıyla Bursa’nın ihtiyacı aynı değildir.
Gaziantep ile Antalya’nın ekonomik karakteri aynı değildir.
Konya’nın tarımsal kapasitesi ile Kocaeli’nin sanayi kapasitesi aynı değildir.
O halde kalkınma modeli de aynı olamaz.
Her il için bir Ekonomik Kalkınma Masası kurardım.
Masada;
valilik,
belediye,
üniversite,
OSB,
ticaret ve sanayi odaları,
kooperatifler,
KOBİ’ler,
bankalar,
ihracatçılar,
lojistikçiler
ve teknoloji ekipleri birlikte çalışırdı.
Ancak bu yapı toplantı yapmak için değil, işlem üretmek için kurulurdu.
Her ay şu rakamlara bakardım:
Kaç kişi işe girdi?
Kaç işletme üretime başladı?
Kaç KOBİ ihracata başladı?
Kaç dönüm arazi sözleşmeli üretime geçti?
Kaç yeni sipariş alındı?
Kaç milyon dolarlık ihracat üretildi?
Çünkü kalkınma raporla değil, sonuçla ölçülür.
DEVLETİN ÖNÜNE BİR TEKLİF KOYUYORUZ
Biz devlete;
“Bize para verin.”
demiyoruz.
“Bize makam verin.”
demiyoruz.
“Bize ayrıcalık tanıyın.”
demiyoruz.
Diyoruz ki:
Türkiye’nin önünde ciddi ekonomik ve sosyal problemler varsa, biz bunların çözümü için geliştirdiğimiz modelleri devletimizin önüne koymaya hazırız.
Gelin pilot yapalım.
Bir il seçelim.
Bir tarım bölgesi seçelim.
Bir OSB seçelim.
Bin KOBİ seçelim.
On bin işsiz gencimizi sisteme dahil edelim.
Üniversiteleri yanımıza alalım.
Meslek eğitimlerini başlatalım.
Üretim kapasitesini çıkaralım.
Dünya pazarlarından doğrulanmış talepleri sisteme taşıyalım.
Sonra konuşmayalım.
Ölçelim.
90 gün sonra kaç kişi çalışıyor?
Kaç işletme yeni sipariş aldı?
Ne kadar üretim oluştu?
Ne kadar ihracat yapıldı?
Çiftçinin geliri ne kadar arttı?
Devletin vergi ve sosyal güvenlik geliri ne kadar yükseldi?
Bunlara bakalım.
Model çalışmıyorsa kaldıralım.
Çalışıyorsa ikinci ile geçelim.
Sonra on ile.
Sonra 81 ile.
TÜRKİYE’NİN YENİ BİR UMUDA DEĞİL, ÇALIŞAN BİR SİSTEME İHTİYACI VAR
Türkiye fakir bir ülke değildir.
Toprağımız var.
Genç nüfusumuz var.
Sanayimiz var.
Üniversitelerimiz var.
Girişimcimiz var.
KOBİ’miz var.
Coğrafi avantajımız var.
Avrupa’ya yakınız.
Asya’ya açığız.
Afrika’ya ulaşabiliyoruz.
Orta Doğu’nun merkezindeyiz.
Eksik olan bunlar değildir.
Eksik olan, bütün bu güçleri aynı hedef doğrultusunda birbirine bağlayacak işletim mimarisidir.
Bizim iddiamız tam burada başlıyor.
Devlete rakip olmak değil;
devletin kalkınma hedeflerini sahada çalışan modellerle desteklemek.
Kurumların yerine geçmek değil;
kurumları, üreticiyi, KOBİ’yi, üniversiteyi, finansı ve dünya pazarlarını aynı ekonomik zincirde buluşturmak.
Ve artık Türkiye’de şu soruyu sormanın zamanı geldiğine inanıyorum:
“Kaynağımız var mı?” değil,
“Var olan kaynaklarımızı neden aynı sistem içerisinde çalıştıramıyoruz?”
Ben devlet olsam önce bu soruya cevap arardım.
Sonra da önümde uygulanabilir bir model varsa ideolojisine, sahibine veya kim tarafından geliştirildiğine bakmadan şöyle derdim:
Getirin.
Bir ilde deneyelim.
Bir bölgede uygulayalım.
Sonuçlarını ölçelim.
Çünkü mesele NBBTC değildir.
Mesele herhangi bir kurum veya kişinin başarısı da değildir.
Mesele Türkiye’dir.
Mesele üretmeyen insanımızı üretime katmak, toprağımızı yeniden bereketlendirmek, KOBİ’mizi dünyaya açmak ve gençlerimize kendi ülkelerinde gelecek kurabilecekleri bir ekonomi bırakmaktır.
Ve bunun için yıllarca yeni proje aramaya gerek yok.
Alın size istihdam modeli.
Alın size tarım reformu.
Alın size KOBİ kalkınma modeli.
Alın size ihracat modeli.
Alın size bölgesel kalkınma modeli.
Biz tartışmaya değil;
uygulamaya hazırız.
Bir pilot bölge verin.
90 gün verin.
Sonuçları birlikte ölçelim.
Gerisini rakamlar anlatsın.
KISACASI, “Devlete ne yapacağını öğretmeye gelmedik; üzerinde çalıştığımız çözümü devletimizin önüne koymaya geldik.”
Dr.Necati BULAK

BENZER HABERLER
-
KOBİPLUS TEST YAYINI
-
KOBİBANK – KOBİPLUS UYGULAMA DÖNEMİ EKİP BİLGİLENDİRME NOTU
-
NBBTC GLOBAL İRLANDA’DA YENİ DÖNEM
-
Londra’dan dünyaya barış, insanlık ve dayanışma mesajı
-
NBBTC BİRLEŞİK KRALLIK’TA YENİ DÖNEM
-
NBBTC GÜNEY SUDAN EKİBİ SAHADA: YENİ DÖNEM İÇİN BEYİN FIRTINASI TOPLANTISI
YORUM BIRAK
YORUMLAR
Hiç yorum yapılmamış.


